Evliya Çelebi’nin Sapanca’sı

kategori: Hatıralar
busra yazmış, henüz yorum yok,

Sapanca’yı Evliya Çelebi şöyle anlatır: “Sapanca Gölü’nün çevresi 24 mildir. Dört çevresinde kasaba gibi yetmiş altı köy vardır. Cümle halkı bu haliçin suyundan içtiklerinden yüzlerinin rengi kırmızıdır.

Ürünleri çok ise de, bağları yoktur. Bahçeleri hadden aşkındır. Bu gölün kenarında bir tür kavun ve karpuz olur ki, ancak ikisini bir eşek çekebilir. Bu göl içinde seksen pare (parça) kayık ve çırnaklar (tahıl kayığı) vardır ki, köyden adam, kereste ve eşya götürürler. Bu gölde bulunan yetmiş, seksen çeşit balıktan avlanıp kar ederler. Alabalığı, sazan balığı, turna balığı gibi tatlı su balıkları gayet lezzetli olur. Gölün derinliği ekseri yerlerinde yirmi kulaçtır. Suyu gayet saf ve berraktır. Kıyısında olan köylerin kadınları elbise yıkadıklarında asla sabun sürmezler.

Bu gölün doğusunda iki saat uzaklıktan Sakarya Nehri geçer. Kocaeli’nde İrva Kasabası kenarında Karadeniz’e dökülür. Sakarya azıcık bir himmet ile bu göle akıtılabilir. Bu göl, İzmit Körfezine üç saat kadar yakın olduğundan ayağı İzmit Tuzlası önünde deryaya karışır. Hatta bir asırda bu gölü İzmit Körfezi’ne katmak için yüz binlerce kazma ve çapalı ırgat toplattırılmış ise de, İzmit halkının buna birçok hazineler ve Nuh ömrü gerektirir diye gevşeklik göstermesi işin tamamlanmasına engel olmuş. Ama Sakarya Nehri bu göle, bu gölde İzmit Körfezi’ne karıştırılırsa Bolu’ya kadar beş konaklık yer mamür olurdu. İstanbul gemileri ta Bolu’ya yetişir ve İstanbul`da bir tahta üç akçeye, bir kantar odun beş akçeye olup hayratı büyük olurdu.”


Tarihi Evleriyle Safranbolu

kategori: Gezi rehberi
busra yazmış, henüz yorum yok,

1.jpgSafranbolu Evleri, yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır.

Anadolu’nun kuzeybatı kesiminde tarihi evleri ile ünlü Safranbolu bir İyon prensesi tarafından kurulmuştur. Kent ve çevresi tarih boyunca Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok uygarlık yaşamıştır. Safranbolu tarihi ipek yolunun Kastamonu-Gerede-Istanbul kesimi üzerinde önemli bir konaklama merkeziydi.

Sahip olduğu mirasın zenginliği yanında, bu mirası çevresel dokusu içinde korumaktaki başarısından dolayı Safranbolu 1994 yılı sonunda UNESCO tarafından “Dünya Miras Listesi”ne dahil edilmiş ve bir dünya kenti haline gelmiştir. Safranbolu tarihi ve kültürel zenginliğinin ifadesi olarak bugün doğal ve çevre dokusu içinde korunmakta olan çok sayıda esere sahiptir. Kaya Mezarları, höyükler, Cinci Hanı ve Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa Camisi, İzzet Mehmet Paşa Camisi, Yemeniciler Arastası, İncekaya Su Kemeri, Konaklar, Çeşmeler, Türbeler bu eserlerin bir bölümüdür.

Safranbolu ilk ününü geleneksel ve özel bir mimari yapıya sahip Safranbolu Evleri ile kazanmıştır. Bu evler 18. ve 19. yy Türk toplum yaşantısını günümüze aktaran mükemmel mimarlık örnekleridir. Kalabalık aile yapısının, ekonomik zenginliğin ve yöredeki iklim özelliklerinin etkilerini taşıyan bu evler görkemli çatıları nedeniyle “Beş cepheli mimari eser” olarak nitelendirilmektedir.

Safranbolu,tarihi boyutunun ve evlerinin yanı sıra çok ilgi çekici doğal güzelliklere de sahiptir. Ağırlığının yüzbin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen ve adını kente vermiş olan safran bitkisi burda yetişmektedir ve bu kentin gözbebeğidir. Safranbolu’nun ün yapmış diğer ürünü Safranbolu Çavuş Üzümü’dür. Safranbolu ayrıca lokumu ile de tanınmaktadır. İlçede çeşitli türlerde lokum yapan imalathaneler bulunmakta ve ilçe dışına lokum satılmaktadır.

Safranbolu; Batı Karadeniz Bölgesinde; bağlı bulunduğu Karabük iline 10km., Ankara’ya 240 km. ve Istanbul’a 406 km. uzaklıktadır. Ankara ve İstanbul ile bağlı bulunduğu karayolunun büyük bir bölümü otobandır. Normal süratle Safranbolu Ankara arası 2,5 saatte, Safranbolu İstanbul arası ise 5 saatte katedilmektedir.

Detaylı bilgi için Safranbolu Kaymakamlığı’nın web sitesi www.safranbolu.gov.tr ‘yi ziyaret edebilirsiniz.


Uludağ

kategori: Gezi rehberi
busra yazmış, 2 yorum var,

11.jpgTürkiye’nin en önemli Kış Sporları ve kış turizmi merkezi olan Uludağ, olağanüstü tabii yapısı, flora ve faunasının zenginliği ile 1961 yılında Milli Park ilan edilmiştir.

Bursa’nın 32 kilometre güneyinde, karayolu ile Bursa’ya 40, havaalanına 60 dakikadır. Antik dönemde Olympos Misios adıyla tanınan Uludağ, Troya Savaşı’nı tanrıların izlediği yer olarak da mitolojideki yerini almıştır. 2543 metreye ulaşan doruğu ile Batı Anadolu’nun en yüksek dağıdır.

Kayak tesislerinin yeterliliği ile konaklama imkanları Uludağın vazgeçilmez bir tatil yöresi olmasını sağlamaktadır. Yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik alanı olarak yararlanılması Uludağ’ı her mevsim çekici kılmaktadır. Uludağ 20 Aralık - 20 Mart tarihleri arasında 120 gün/yıl süreli kayak mevsimine sahiptir. Merkezde 5 telesiyej, 7 teleski ve 1 adet teleferik vardır.

Uludağ’ın zirvelerinde bir kısmı yazın kuruyan 9 adet buzul gölü (Sirk) mevcuttur. En önemliler Buzlu göl, Kilimli göl, Kara göl ve Aynalı göldür.

Uludağ Milli Parkında 2’si sadece günübirlik olmak üzere toplam 4 adet kamp ve kullanım alanı ziyaretçilere hizmet vermektedir.

Ulaşım
Bursa’dan Uludağ Milli Parkı giriş kapısına (Karabelen) 22 km.lik asfalt yol ile ulaşılabilmektedir. Buradan oteller yöresi ve kayak merkezine 10 Km.lik asfalt + parke yolla ulaşılmaktadır. Ayrıca Bursa’dan 20 dakikalık bir teleferik yolculuğu ile Uludağ Milli Parkı Sarılan kamp ve kullanım alanına ulaşılabilmektedir


Antikköy’de Masallardan Kalma Bir Gün

kategori: Hatıralar
busra yazmış, 3 yorum var,

22.jpg
Bu bayram artık tatlı ve şeker yemekten yapış yapış olmuş ama dost yüzü görmekten de son derece mutlu olmuş yüzlerimize daha fazla tebessüm katmak amacıyla yolumuzun düştüğü Antikköy’e uğradık.Daha önce aile üyelerinin gittiği bu sevimli yerin bu kadar güzel olacağını tahmin edemiyordum.Biz Beylikdüzü istikametinden Çatalca yoluna saparak bu köye vardık.Ulaşım konusunda İstanbul’a çok yakın, şehir karmaşasındansa çok uzak.Bayram olması nedeniyle çok tenha bir okadarda sessizdi.Tabi arada tavuk gıdaklamalarını, kuş cıvıltılarını ve çocukların ürküttüğü eşeğin sesini saymazsak.Yani laf olsun diye köy denilmemiş buraya,gerçekten özlemini çektiğiniz köyünüzde bir günlüğüne de olsa yaşama şansı verilmiş.Hemen hemen köy hayvanlarının hepsinin barınağı yapılmış mesela.At, deve, tavuk, inek, eşek, köpek, ördek ayrıca daha süslü olarak tavuskuşu hatta midilli bile var.Çocuklarınızı eşeğin üzerinde gezdirebilir,çimenlerde minderlerin üzerinde yer sofrasına kurulmuş yemeğinizi yiyebilirsiniz.

Antikköy’ün manzarasıda harika.Gölün karşısına geçiyosunuz, hava şartlarına göre (yağmur yağma ihtimaline rağmen dışardaydık) sedirlere yada yere minderlerinizi seriyorlar.Yemek kendin pişir kendin ye.Yani o kadar canlı güzel hayvanları sevip okşadığınız ortamda yine onların etlerinden oluşan menüde lokmalar insanın ağzında biraz büyüyo ama doğanın kanununa boyun eğip yemeğinize devam ediyorsunuz.Ben en çok Antikköy köftesini beğendim.Ayrıca oranın halis muhlis manda yoğurdu biz pastörize gençliğinden pek rağbet görmese de önceki kuşağı tam tatmin etti.

Antikköy bizi bu bayram ailece içine düştüğümüz bayram manatonluğundan kurtardı..Hatta önümüzdeki bayram akrabalarımızla birlikte bayramlaşma törenini bizzat orada gerçekleştirmeliyiz bence.Göle karşı hamaklarda uzanmak, çimlerde gönlünce koşabilmek, kalesine çıkmak o köy havasını içine çekebilmek (başta insanı biraz çarpıyo ama alışıyorsunuz), kısacası Antikköy’de antika bir zaman geçirmek herkesi mutlu edecektir.Ben çok beğendim, çok sıkı yağan yağmurun azizliğine uğradığımızdan tam anlamıyla gezemedim.Çarşısıda varmış meğer.Neyse bir daha ki sefere inşallah.Tekrar gideceğimiz günü iple çekiyorum…

ULAŞIM:
Büyükçekmece Çatalca Yolu
Ahmediye Köyü
Giriş No:1
Büyükçekmece
Tel : 0212 887 22 95
Fax :0212 887 22 99


Balıklıgöl, Harran, Atatürk Barajı, Urfa’da gerçekten görülmesi gereken çok önemli merkezler. 9000 yıldır var olan Şanlıurfa’da kendimizi geçmiş zaman içinde hissedip tarihi çarşılarını, hanlarını gezdikten sonra mistik havası içerisinde Hz. İbrahim’in doğduğu mağarayı ve ateşe düştüğü yer olan Balıklıgöl’ü gezmeyi ve Şanlıurfa’nın dünyaca ünlü Urfa kebabından tatmayı unutmayın. Gümrük Han ve Sipahiler Çarşısı’nı gezerken yemeni, şalvar, peştamal ve bakır el işlemelerinin en güzel örneklerini görebilirsiniz. Harran Ovası ve arı kovanına benzeyen Harran evleri ile dünyanın ilk üniversitelerinden Harran Üniversitesi’nin kalıntılarını gördükten sonra dünyanın sayılı barajlarından olan Atatürk Barajı’nı gezmelisiniz.
Urfa tünelleri ile Atatürk Barajı’ndan aktarılan su Harran Ovası’nı suluyor, ama uçsuz bucaksız Mezopotamya ovasına henüz ulaşmış durumda değil. Sulanamayan topraklarda sadece arpa ve buğday yetişirken, suya kavuşan yerlerde köylüler pamuk ve narenciyeye yönelmişler. Daha önce cılız üç-beş başağın yetiştiği kurak topraklar suyla buluşunca yılda üç ürün vermeye başlamış. Henüz devasa ovaların çok küçük bir bölümü sulanabiliyor. Tüm bölgenin sulu tarıma geçmesi ile tüm Avrupa’nın sebze, meyve ihtiyacını karşılayabilecek bir kapasite doğabilirmiş. Atatürk Barajı, Türkiye’nin Van ve Tuz göllerinden sonra üçüncü büyük gölü. Bu kadar büyük bir su kütlesi, sulama olmasa bile iklimi önemli ölçüde etkileyip yumuşatıyor.



« Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar »

En üste çık. Anasayfaya git. Kullanıcı Girişi
Yazıları takip edin. Yorumları takip edin. WordPress Valid XHTML 1.0 Transitional
Tatil Acentesi
5 yıldızlı oteller 4 yıldızlı oteller 3 yıldızlı oteller
5 yıldızlı oteller 4 yıldızlı oteller 3 yıldızlı oteller
2 yıldızlı oteller 1 yıldızlı oteller 1. sınıf tatil köyleri
apart oteller belediye belgeli oteller butik oteller
moteller özel belgeli oteller pansiyonlar