TOPKAPI SARAYI MÜZESİ

kategori: Gezi rehberi
busra yazmış, henüz yorum yok,

3.jpg
Topkapı Sarayı’nın yapımına hangi yılda başlandığı tam olarak bilinmemekle birlikte, 1460’lı yılların içerisinde olduğuna dair birçok kaynak vardır. Topkapı Sarayı belirli bir plana göre bir kerede inşa edilmiş ve bitirilmiş bir yapı değildir. Canlı bir organizma gibi sürekli büyümüş ve değişmiştir. Bu değişim; ya ihtiyaçtan ötürü yeni binaların eklenmesi ile ya da yangın ve diğer nedenlerle tahrip olan eskilerin yerine yeni binaların yapılması biçiminde olmuştur. Hatta Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırarak Topkapı Sarayı’nı tamamen terkeden Sultan Abdülmecid zamanında bile Mecidiye Köşkü yaptırılmıştır.

Sarayda padişahların ikameti için yapılmış köşklerle Harem dairesi dışında, sarayı muhafaza eden askerler için koğuşlar, saray sakinleri çok büyük bir mutfak, saray çalışanlarının barınacağı yatakhaneler, Divan toplantılarının yapıldığı Kubbealtı, Hz. Peygamber ve Halifelere ait eşyaların saklandığı Hırka-i Saadet Dairesi, Gülhane Hastenesi, Sultan III. Ahmed Kütüphanesi, Enderun Mektebi, Hazine Dairesi, padişahın atları için bir ahır, bir dönem silah deposu olarak da kullanılan Aya İrini Kilisesi gibi bir çok yapı yer alır.

Topkapı Sarayı 19. yy’ın ortalarına doğru terkedilmiş ve devletin merkezi olma işlevini yitirmiştir. Bundan sonra bakımsızlıktan ötürü tahrip olmaya başlamış ve hatta 1870 yılında dış bahçesinden demiryolu bile geçirilmiştir. Saray 1924 yılında müzeye dönüştürülmüştür.

Günümüzde Hazine Dairesi binasında saray koleksiyonuna ait silahlar sergilenmektedir. Bu silahlar 7.-20. yüzyıllar arasına aittir. Sarayın Hasahır’ında ise saraya ait at koşum takımları ve saltanat arabaları sergilenmektedir. Sarayda kullanılan seramik, porselen, cam ve metal mutfak eşyaları sarayın mutfaklarında ziyaretçilere açıktır. Hırka-i Saadet dairesinde Kutsal Emanetler olarak bilinen Peygamber ile bazı Halifelere ait eşyalar bulunmaktadır. Fatih Köşkü’nde ise Osmanlı hazinesi teşhir edilmektedir. Sergilenen parçalar arasında Kaşıkçı Elması, Topkapı Hançeri ve 4 taht en önemlileridir.
Padişahlara ait günlük ve tören elbiseleri de Seferli Koğuşu’nda ziyarete açılmıştır. Ayrıca Harem ile padişahlara ait köşkler de müzenin görülmesi gereken diğer kısımlarıdır.

Ziyaret Gün ve Saatleri:Salı günleri hariç her gün 09.00-19.00 (Yaz tarifesi15 Ekim 2007 tarihine kadar geçerli olacak.) saatleri arasında ziyarete açıktır.
Giriş Ücreti: Tam: 10 YTL.
Topkapı Sarayı Harem: Tam: 10 YTL.

Telefon:0212 512 04 80
Fax: (0212) 528 59 91
İlçe: Sultanahmet
Adres: Sultanahmet Meydanı, Sultanahmet Eminönü İstanbul


PİERRE LOTİ

kategori: Gezi rehberi
busra yazmış, henüz yorum yok,

2.jpg
Eyüp Sultan Camii’nin yanındaki mezarlıkların arasından upuzun merdivenleri tırmanmaya başlarken, bir yandan Haliç’i seyrediyor, bir yandan da ortamın yaydığı mistik huzuru soluyorsunuz. Yolun sonunda karşınıza tarihi Pierre Loti Kahvesi çıkıyor. Birkaç yüz yıllık geçmişe sahip kahve eşsiz manzarasıyla sizi alıp eski zamanlara, Cenevizlilere, Osmanlılara götürüyor.. 19. yüzyılın sonlarına kadar Rabia Kadın Kahvehanesi olarak bilinen, Fransız yazar Pierre Loti kahveyi mekan tutmaya başladıktan sonra Pierre Loti Kahvesi olarak anılan kahve, yıllardır aşıkların, kendisiyle buluşmak ve şehirden kaçarak spritüel bir huzur solumak isteyenlerin durağı. Pierre Loti, 1850-1923 yılları arasında yaşamış ünlü Fransız yazar ve oryantalist. Deniz subayı olan Loti, Türkiye’ye ilk kez 1876 yılında gelmiş ve bir yıl kalmış. Eyüp sırtlarındaki tarihi kahveyi de o yıllarda keşfetmiş. Haliç’in büyüsü mü bilinmez ama, Pierre Loti’yi oraya çeken bir diğer unsur da Aziyade ismindeki evli bir Osmanlı hanımıymış.

Fransa’da evli olduğu söylenen Pierre Loti ile Aziyade arasında büyük bir aşk olduğu yıllarca efsane gibi dilden dile aktarılmış. Pierre Loti aynı isimli romanında Aziyade’ye olan aşkını gizlememiş. İşte o gün bugündür kahvenin adı Pierre Loti olarak anılmış. Kahvenin bulunduğu tepeye de Loti’nin anısı Pierre Loti Tepesi adı verilmiş.. Bu tarihi kahvenin hemen bitişiğindeki eski merdivenlerden çıkınca sağ tarafta, istanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 1997 yılında Pierre Loti Tepesi’ndeki yapıları istimlak ederek bölgeyi turizme kazandırmak amacıyla başlattığı projenin ürünleri karşımıza çıkıyor; metruk evlerin yerine Osmanlı-Türk mimarisine uygun yapılan ahşap konaklar. Mevcut yapıları muhafaza edilen turistik kompleksin yapımı 2000 yılında tamamlandı. Otel olarak hizmet veren altı konağa, Pierre Loti’ye yakın semtlerin isimleri verilmiş; Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp, Balat, Hasköy ve Fener konakları. Turquhause Butik Otel olarak turizme açılan konaklar 68 odalı ve130 yatak kapasitesine sahip. Tarihi konaklarda bir gece konaklamanın bedeli 60-100 dolar arasında değişiyor.İç mekanlar tesislerin içinde bulunduğu tarihi atmosfere uygun objelerle dekore edilmiş. Restoran ve kafenin tavanları kalemkarlar ve nakkaşlar tarafından özenle süslenmiş.

Tesisin bulunduğu bahçe zevkli bir peyzaj çalışmasıyla ziyaretçilerin rahatça gezebilecekleri bir alana dönüştürülmüş. Pierre Loti’de konakların yanı sıra tarihi eserlerde restore edilmiş. Örneğin, 250 yıl önce idris-i Bitlisi tarafından yaptırılan Sıbyan Mektebinin restorasyonu tarihi mimari’nin korunmasına katkı açısından önemli. Bahçedeki Niyet Kuyusu’na iki rekat namaz kılıp, niyet duasını okuduktan sonra gelenler kuyunun içine baktıklarında kaybettikleri değerli bir şeyin nerede olduğunu gördüklerine inananlar, bu umutla hâlâ kuyunun içini gözleyenler var. Tesisin girişinde Attan Düşen Ali Paşa’nın kabri de bulunuyor. Rivayete göre , rahmetli Paşa’nın padişahla arası açılmış, görevinden azledilmiş. Bir süre sonra padişah tarafından iade-i itibara mazhar olmuş ancak bu kez attan düşüp vefat etmiş. Pierre Loti Turistik Tesisleri’ne gelenler Halic’in muhteşem siluetini izlemenin yanı sıra Miniatürk’ü yukarıdan görme şansına da sahipler.

Şehr-i İstanbul Dergisi


Tarihi ve doğasıyla Kırklareli

kategori: Gezi rehberi
admin yazmış, 3 yorum var,

Tarihi ve doğasıyla Kırklareli
Birçok medeniyete ev sahipliği yapan kente özellikle Osmanlı dönemine ait camiler, çeşmeler ve hamamlar damgasını vuruyor.

Doğal sit alanları ve karaçam ormanı, orman içi dinlenme yerleri ve mağaralarıyla Kırklareli, doğa severleri bekliyor.

Bölgenin turizm açısından yeni yeni keşfedilen şehri Kırklareli, sahilleri, doğası ve tarihiyle ilgi çekiyor. Kırklareli’nin turistik yerlerinin çarpık kentleşmeden ve sanayiden uzak oluşu, burayı cazibe merkezi haline getiriyor.
Son yıllardaki araştırmalar ve arkeolojik kazılar, kentin tarihselgeçmişini de gözler önüne seriyor. Kırklareli’nde 2002 yılı itibariyle105 arkeolojik, 3 kentsel, 13 doğal, 4 tarihi sit ve 239 adet de tek yapı olmak üzere toplam 364 adet tescilli yapı ve sit alanı bulunuyor.

TARİHİ MEKANLAR
Kırklareli, Yeni Taş Çağı döneminden (5800-4800) günümüze kadar iskan edilmiş coğrafyasıyla birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. En başta Osmanlı İmparatorluğu’nun izlerini taşıyan kentte, kültür varlıkları yapılan çalışmalarla günyüzüne çıkarılıyor. Kentteki Kadı, Beyazıt, Karakaş, Hızırbey, Kapan ve Üsküpdere camileri tarihle inanç turizmini birleştiriyor.
Kentin su ihtiyacını karşılayan çok sayıdaki tarihi çeşme arasında Kayalık, Büyük Cami, Gerdanlı, Kocahıdır, Kayyumoğlu, Kapan, Boyacı, Karaumurbey, Söğütlü, Kadı, Paşa ve Hapishane sıralanabilir. Çeşmeler yıllara meydan okuyan yapılarıyla ilgi çekmeye devam ediyor.
Öte yandan, Kırklar Şehitliği, Niğdeli Ethem Onbaşı Anıtı ve Karahıdır Anıtı da tarih severlerin ilgiyle gezebileceği yerler arasında bulunuyor.
1383 yılında yapılan Hızırbey Hamamı ve Arasta ile 17-18. yüzyıllarda yapılan vakıf dükkanları da hala faaliyet gösteriyor.
Kentin çeşitli yerlerinde çoğu 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarındaneo-klasik stilde yapılan evler, mesken ve idari yapı olarak kullanılıyor. Yıllardır kaderine terk edilen ve yıkılmaya yüz tutan evlerin restore edildikten sonra “Geleneksel Kırklareli Evi” olarak değerlendirilmesi düşünülüyor.
Kültür Bakanlığı İstanbul Roleve ve Anıtlar Müdürlüğü’nce söz konusu yapıların restitüsyon, restorasyon projeleri yapılarak, Edirne Kültür ve Tabiat varlıklarını Koruma Kurulu’nun onayına sunuldu.

ARKEOLOJİK ÇALIŞMALAR
Trakya’nın en önemli tarih öncesi yerleşim yerlerinden biri olan Aşağı Pınar Höyüğü, Kırklareli il merkezinin güneyinde, Asilbeyli yoluüzerinde bulunuyor.
Höyük 1980 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı’nın Kırklareli kültür envanteri çalışmaları sırasında saptandı. 1993 yılında İstanbul Üniversitesi, Kültür Bakanlığı ile Alman Arkeoloji Enstitüleri ortak projesi olarak başlayan kazı çalışmaları devam ediyor.

DOĞAL GÜZELLİKLER
Doğal sit alanları Demirköy ve Kıyıköy ziyaretçileri tabiatla buluştururken, Kastros Körfezi Tabiat Koruma Alanı ise Trakya’nın tek doğal karaçam ormanı olma özelliğiyle ilgi çekiyor.
Dingiloğlu Parkı, Dereköy-Bulgaristan yolunun çevresindeki ormanlık alan, Pınarhisar Ali Özer Parkı, Kaynarca Pekmezdere Mağarasıve Alpullu Şeker Fabrikası kampusu, görülmeye değer tabiat harikaları arasında yerlerini alıyor.
Velika Deresi, Kocakaynaklar, Dolapdere, Dereköy, Çifte Kaynaklar,İnce Koru, İğneada-Mert Gölü, Karahıdır Korusu da doğal güzellikleriyle büyülüyor.
Ayrıca Dereköy yolundaki çağlayan, Kırklareli merkez ilçeye bağlı Şeytandere, İnece ve Erikler Korusu, Kofçaz İlçesi yakınlarında Böcekdere Koruları, Hudut Kapısı ve Çamlık mesire yerleri, günübirlik gereksinimlere en cevap veren yerler arasında bulunuyor.
Kırklareli merkezdeki Karahıdır ve Kavaklı meşe korusu, Demirköy’deki Mert Gölü ve Vize’de İncekoru orman içi dinlenme yerleri, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.
Kırklareli il sınırları içinde bir kısmı tarih öncesi dönemlerde iskan edilmiş çok sayıda mağara bulunuyor. Doğal güzellikleriyle de ilgi çeken bu mağaralar arasında Dupnisa, Yenisu, Domuzdere ve Kıyıköy sayılabilir.


abant50.jpg
Turistik açıdan oldukça önemli bir gölümüzdür. İstanbul’a yakınlığı dolayısıyla dört mevsim hafta sonlarını geçirmek için ideal bir tatil yeridir. Göl çevresindeki asfalt yolda (arabalardan fırsat bulabilirseniz) yürüyüş yapabilirsiniz. Faytonla veya atla göl etrafını dolaşabilirsiniz. Ya da gözünüze kestirdiğiniz bir tepeye çıkıp manzara seyredebilirsiniz.

Göl kenarındaki üç otel bulunmakta. Birkaç günlük bir tatil için Abant’ı seçebilirsiniz.

Abant civarında üç adet daha görülmesi gereken yer var. Bunlar Samat Yaylası, Örencik yaylası ve Mudurnu yolundan ova manzarası.

Abant Palace otelini geçtikten hemen sonra ana yolu takip etmeyip, sağa tarafa giren yolu takip edin hemen sağda yayla evlerini göreceksiniz. Biraz daha gittiğinizde sağınızda yayla evlerini, solunuzda ise Örencik yaylasını göreceksiniz. Eğer bahar aylarında giderseniz oldukça yeşil ve sulak bir manzara ile karşılaşacaksınız.

Gölün etrafında tur atmaya devam edin. Sağda Mudurnu tabelasını göreceksiniz. Bu yoldan yukarı çıkın. Yokuş aşagı inmeye başladıktan kısa bir süre sonra nefis bir manzara ile karşılaşacaksınız. Buradan Mudurnu’ya devam edebilirsiniz. Geri dönüş yolunda ise Abant Gölü’nün yukarıdan görünüşü sizi büyüleyecek.

Tura devam edin. Turun bitmesine yakın sağda “Bakkal” vs gibi tabelalar göreceksiniz. Burdan girdikten kısa bir süre sonra köyün içinden geçeceksiniz. Yola devam edin 3-4 km sonra Samat yaylasına geleceksiniz. Yayla evlerinin içini dolaşmanızı tavsiye ederiz.

Nasıl gidilir : İstanbul’dan Bolu istikametinde ilerlerken Bolu’ya varmadan sağ tarafta “Abant” tabelasını göreceksiniz. 25 km. sonra Abant Gölü’ne varacaksınız. Göl çevresi yaklaşık 7 km.dir.


Kilistra

kategori: Gezi rehberi
busra yazmış, henüz yorum yok,

kilistra1.jpgKilistra antik kenti Konya’nın 49 km güneybatısında Meram ilçesi, Hatunsaray beldesine bağlı Gökyurt köyünde Roma ve Helenistlik çağdan kalma bir yerleşim yeridir.

Kilistra’ya (Gökyurt) 34 km’lik Konya-Hatunsaray asfalt yolundan güneydoğuya yönelen 15 km’lik Gökyurt asfalt yolu ile gidilir. Konya-Antalya asfalt yolunun 34 km’den güneye dönülerek 15 km’lik stabilize bir yolla da Kilistra’ya ulaşmak mümkündür. Kilistra antik kentine Lystra (Hatunsaray) yönünden gelen ve halen taş döşemeleri yerinde korunmuş, köyün doğusunda yer alan Kral Yolu izlenerek Devrek Mevkine ulaşılır. Devrek mevkinde kentin griişini kontrol altında tutan gözetleme kulesi karakol yapısı gezildikten sonra kentin içine ulaşan antik yol izelenerek Konacak mevkiindeki tipik kaya oyuğu anıtsal antik mezarlar ve mezarların yer aldığı kayalığın batı eteğindeki toplantı salonu ve diğer sosyal amaçlı yapılar görülür. Köy konağının batısında yer alan su sarnıcı (Katırini) Söğütlü deresindeki çifte şaraphaneler (Şırahane) ve bunlar su yolları gezildikten sonra Köy Konağı güney-batısında bulunan ve köylülerce “Paulönü Mevkii” denilen yerde Sümbül Kilisesi’ne gidilir. Vadi içinde doğa ile tarihin içiçe yaşandığı Paulönü mevkiinde yeşilin her tonu izlenebilir. İncil’de söz edilen Aziz Paulos’un seyahatleri sırasında uğradığı Anadolu kentlerinden Lystra aynı zamanda ünlü Kral Yolu üzerinde olup İkonion (Konya)-Pisidia Antiocheia (Yalvaç) arasında bulunmaktadır. Listra’dan Yalvaç’a giden haberci Paulos Kilistra’ya da uğramıştır. Haberci Paulos’un mektuplar gönderdiği Timoteos da Lystralıdır. Gökyurt köyünün halen yaşayan halkı Kilisra antik kenti üzerine yerleşmiştir. Bizans döneminde yerli halkla Anadolu’ya gelen Türk’lerin birlikte yaşadıkları bazı bulgularından anlaşılmaktadır. Osmanlı döneminde ise daha çok hayvancılıkla uğraşan konar-göçer aşiretlerin iskan edildiği etnolojik bulgular tesbit edilmiştir. Gökyurt turizm olgusun benimseyen, geleneksel Türk konukseverliğini yaşatan şirin bir köydür. Köyde grup konaklamasına elverişli bir Köy Konağı vardır. Köy Konağı eski Halkevi binası restore edilip üstüne bir kat daha eklenerek modern hale getirilmiştir. Köyde her türlü sağlık hizmeti sunan sağlık ocağı bulunmaktadır. Detaylı bilgi için:www.kilistra.org.tr



« Önceki Yazılar |

En üste çık. Anasayfaya git. Kullanıcı Girişi
Yazıları takip edin. Yorumları takip edin. WordPress Valid XHTML 1.0 Transitional
Tatil Acentesi
5 yıldızlı oteller 4 yıldızlı oteller 3 yıldızlı oteller
5 yıldızlı oteller 4 yıldızlı oteller 3 yıldızlı oteller
2 yıldızlı oteller 1 yıldızlı oteller 1. sınıf tatil köyleri
apart oteller belediye belgeli oteller butik oteller
moteller özel belgeli oteller pansiyonlar